Anasayfa / Aşk Mektupları 20 Aralık 2009 34 views

sensizliğe mektup

Sensizliğimi anlatmak istiyorum. İçimdekileri seninle paylaşmak, kalbimden geçenleri tek tek açıklamak, benim ne halde olduğumu sana anlatmak istiyorum. Yokluğundan geriye kalanları, sen de bilmelisin.

İnsan zamanla her şeye alışıyor sevgilim. İnsan ne çabuk alışıyor değil mi? Güzel olana çok hızlı, kötü şartlara biraz daha zamanla ama yine de alışıyor. Alışkanlık! İşin püf noktası bu! Ailesi tarafından çok sevilen, el üstünde tutulan bir çocuk, büyüyüp hayata atıldığında, orada da sevileceğini zannediyor. Alışmışlık! Şansı yaver giderse, gerçekten onu kalbine alan biriyle karşılaşabiliyor. Bu sefer o düzene alışıyor.

Ben senin, beni sevme biçimine alışmıştım. Yoksunluğum burada başladı. Gittiğinde, beni kollarına alıp, başımı okşayacak; geceleri uykumda bile bana sarılarak güvende olduğumu hissettirecek bir aşkın bittiğini fark ettim, her yanımı buz kesti. Böyle bir durumda ne yapacağını bilemiyor ki insan?

Yanımızdayken neden kıymetini bilemeyiz sevdiğimizin? Kıymet dediğim de elbette para değildir sadece, dostluk, aşk, aile, başını sokacak bir ev, bir meslek, bazen bir tabak yemek bile varlıktır aslında. Geçenlerde canım balık yemek istedi. Cebimde de hiç para yoktu. Seninle mutfakta balık pişirdiğimiz günler geldi aklıma. Ben hiç dokunamam, bilirsin. Hep sana düşerdi balığı pişirmek işi, ben de salata yapardım. Kızartırken söylenirdin, bir kadın nasıl balık pişirmeyi bilmez diye ama aslında hoşuna giderdi o mutfakta olmak. Bunları yazarken, yüzümde kocaman bir gülümseme olduğunu fark ettim.

Birbirimizi çok sevmiştik. Şimdi ayrı kalmış olmamız, onca güzel anıyı yok saydırmıyor bana. Ayrılık! Ne hüzünlü bir kelime değil mi sevgilim? İnsanda yarım kalmış, bitmemiş bir işin telaşı duygusunu yaratıyor. Oysa şairin dediği gibi, ayrılık da sevdaya dahil değimlidir.

Bazen öyle şeyler oluyor ki, hemen seni arayıp paylaşmak istiyorum. Birlikteyken konuştuğumuz bir konu, bazen basit bir dedikodu, bir an bir olay oluyor, bunu sadece sen ve ben anlayabiliriz. Kime anlatsam enteresan gelmeyecek biliyorum. İşte o anlarda elim telefona uzanıyor, sonra hatırlıyorum, artık biz diye birileri yok ki!

Eşyalarını topladığında, evde giydiğin o eski, sarı tişörtü burada unutmuşsun. Kirlilerin arasından çıktı. Düşünüyorum, şimdi ben bu tişörtü ne yapayım? Kaldırıp atamam, üstünde yaşanmışlığımız var. Sana vermek istesem, o kadar gereksiz bir konu ki, seni aramak için bahane yarattığımı düşüneceksin. Sarı tişörtün olmadan da yaşıyorsundur muhtemelen. Evde dursun, bir misafir gelirse yatıya veririm diye geçirdim içimden ama kimseye giydiremem onu. Senin kokun var hala üstünde, gitmesin kokun diye yıkamadım onu. Sonra sevdama ihanet gibi gelir. Anlayacağın, her sabah dolabı açtığımda, elim o sarı tişörte gidiyor. Üstümü giyinmeden, bir kere elime alıp yatağa oturuyorum ve soruyorum: Ben seni ne yapayım tişört?

Anlayacağın sevgili, alışkanlıklar zorluyor ayrılıkları, yoksa nedir ki ayrılık dediğin? Bir yoksunluk, bir yoksulluk zamanı! Canının çektiği ama yiyemediğin bir yemek, hayalini kurup gidemediğin bir tatil, kazanamadığın bir piyango bileti, işte bunun gibi bir his ayrılık. Neyse ki insan, her şeye alışıyor.

Ama ben ne sana alışabildim sevgilim ne de sensizliğin karanlık kuytularında gezinmeye.

Etiketler
Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış

Yorum Yap